Yazı Detayı
12 Ocak 2015 - Pazartesi 09:14
 
B.O.P. (II)
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Temel bir yanlışımız var: Türkiye’yi “bağımsız” bir ülke kabul ederek yorum yapıyoruz. Oysa Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu hiçbir bağımsız-egemen devlet kalmadı. Birinci Dünya Savaşı sonrası varmış gibi gözüken Türkiye, İran ve Afganistan sadece görünüşte bağımsızdı. Bir başka deyişle, yarı bağımsız ya da özerk… Buna son zamanlarda territorial independence da deniyor. Aynı anlama geliyor hemen hemen… Yerel karar verebilirsiniz ama stratejik karar vermezsiniz. İsterseniz bugüne kadar ki süreç üzerinde biraz duralım.

Aydınlanma çağı ile birlikte üstünlüğünü yitiren Müslümanlar, 20. Yüzyılın ilk çeyreği ile birlikte neredeyse tamamen esaret altına girdi. Yarı bağımsız birkaç devlet dışında doğrudan müstemlekeye maruz kalmış olan İslam toplumu, Yenidünyanın keşfi ile başlayan gelişmeleri yeterince okuyamadı. Adeta keşifler dönemi olan aydınlanma çağı ile birlikte, Batı bir taraftan toplumu ve devlet yapısını dönüştürürken, bir taraftan da bilimsel keşiflerle üstünlüğü ele geçirmişti. İslam dünyası için bu üstünlüğün mutlak kaybedildiği tarih 1699’dur.

1700’lü yıllardan itibaren İslam dünyasının lider ülkesi ve hilafetin merkezi Osmanlı devleti gerilemeye, İngiltere başta olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri ise güçlenmeye başladı. Zira bu dönemde sanayii devrimi süreci başlamış, buharın gücü keşfedilmiş ve buhar ulaşım ve endüstride kullanılmaya başlanmıştı. Güçlenen, “ben de söz sahibiyim” demeye başlayan diğer ülke ise Rusya idi. 1787’de İngiltere’den bağımsızlığını elde eden ABD de yavaş piyasaya çıkıyordu ama Osmanlının Cezayir donanmasına Akdeniz’de yenilmekten, tazminat ve yıllarca vergi ödemekten ödemekten kurtulamadı. Üstelik anlaşmanın dili de Osmanlıca idi.

Aralarında Osmanlı topraklarının da yer aldığı ve Müslüman çoğunluğun yaşadığı birçok bölge, yavaş yavaş sanayi devrimi için hammadde ve enerji ihtiyacı olan bu güçlerin eline geçmeye başladı. 200 yıldan fazla süren bu süreç, özelde Osmanlı, ama genelde İslam Dünyası için tam bir felaket oldu. Planı bozan neredeyse tek kişi II. Abdülhamit idi. O da sadece süreci zamana yaydı. Ve nihayet 1909’da bir darbeyle indirildi ve göz hapsine alındı. Osmanlı için asıl felaket de bu dönemde başladı. Her şeye rağmen dikkate alınan Osmanlı, önce Balkan Savaşlarıyla çapulcuların karşısında ezildi ki; bu savaş tarihimizin en utanç verici sayfalarından birisidir. Artık içerisine siyaset girmiş Osmanlı ordusu Bulgar çetecilerin önünde İstanbul’a doğru kaçıyordu. Bulgarlar Osmanlı ordusunu Çatalca’ya kadar kovaladı ve payitahtı tehdit etmeye başladı. Birinci Balkan savaşında neredeyse tek başarı, göz hapsindeki II. Abdülhamit’in Yunanlıların tehdidi altındaki Selanik’ten sağ-salim kaçırılabilmesi idi. Utanç derecesini tahmin edebiliyor musunuz? Neyse ki; II. Balkan Savaşında Osmanlı ordusu biraz toparlandı.

Ve birinci Dünya Savaşı… Henüz 30 yaşlarındaki Damat Enver Paşa ve İttihatçı ekibi, planlarını hayata geçirmek üzere Osmanlıyı sonu belirsiz bir maceraya sürükledi. Turan İmparatorluğu kuracaklardı. Koca çınar devrildi ve İstanbul dahil bütün vatan toprakları işgal edildi. Detayına girmiyorum, ama bir soru sormadan da edemiyorum; sizce bu şartlar altında kurulan bir “devlet” bağımsız olabilir mi… Ya da başka bir soru; Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğunda acaba biz mi İngilizlerden kurtulduk, yoksa İngilizler mi Osmanlıdan kurtuldu… Osmanlı tarihe karıştığı, Anadolu’da her açıdan batılılaşmayı hedefine koymuş yeni bir yapı oluştuğuna göre “B” şıkkı doğru olsa gerek…

Hiç mi mücadele olmadı, kurtuluş savaşı yalan mı derseniz elbette böyle bir iddia haksızlık olur. Dönemin baş emperyalisti İngilizler Yunan çapulcusunu “Megola İdea” hayali ile üzerimize salarak kendisini temize çıkarttı. Hepimiz düşman olarak Yunanı biliriz ama büyük düşman aslında İngiliz’dir. Başarılı olmuştu yani kamuflaj…

Düvel-i Muazzama fevkalade ince hesap yapmış, diğer hesapları da zamanı geldikçe kaşımak üzere geriye bırakmıştı. Kürt kartı gibi… Savaş bitti, düşman denize döküldü, ama nedense savaşı “kazanmamıza” rağmen Anadolu insanının temsilcileri ilk fırsatta (İkinci Meclis) yönetimden uzaklaştırıldı ve hemen hepsi toplumun değerleriyle çelişen devrimler yapıldı. İşgalciler isteseler de bunları kendi elleriyle yapamazlardı.

Görünürde Lozan anlaşması, geri planda Sykes-Picot anlaşmasıyla ve yine Lozan’ın gizli maddeleri gereğince düşman Anadolu’dan ve Montrö Boğazlar Sözleşmesini imzalattırdıktan sonra 1936 yılında İngilizler de İstanbul’dan çekilmişti. Lozan görüşmelerini sürdüren İsmet İnönü’nün bir görüşme sonrasında “yüz yıl kazandık” dediği rivayet olunur. Açık ki, bunun anlamı; Türklerin Anadolu’da kendilerinin istediği reformları yapacak “kısıtlı” bir devlete yüz yıllığına izin verilmiş olunmasıdır. 2023’e biraz da buradan bakmak gerek.

Gel zaman git zaman İkinci Dünya Savaşı başlıyor. Genç Cumhuriyet savaşa girmemek için büyük bir direniş sergiliyor ve başarıyor. Başardığı tek şey de bu zaten… Yeniden şekillenen dünyada Türkiye Sovyet tehdidine karşı bir kalkan olarak iki kutuplu dünyada batı blokunda yer alıyor. Bir nevi manda yönetimi yani… Aynı dönemde Türkiye hiçbir tarihi bağı olmayan Kore savaşına muharip güç gönderiyor. Özellikle de Kunuri’de Çin askerinin ilerleyişini üç gün geciktirmiş olması Amerikan kuvvetlerini imha olmaktan kurtarıyor.

Yıl 1952… Kore Savaşının bütün hızıyla devam ettiği yıllar. Türkiye bir taraftan II. Dünya Savaşının galiplerinden ve 20 milyon insanın ölümünden sorumlu Stalin’in tehditleriyle uğraşırken, bir taraftan da Kore’de gösterdiği olağanüstü başarısının karşılığı, savaşın da NATO’nun da baş aktörü ABD tarafından NATO’ya kabul ediliyor. Artık NATO şemsiyesi altındaki bir Türkiye’ye Stalin saldırmaya cesaret edemezdi. Bir süre sonra da öldü zaten… Cesaret edemezdi de etmesine, bağımsızlık nereye gitmişti. 1991 yılına kadar durum iki ileri bir geri böyle devam etti.

Bu süreçte NATO üye ülkeler içerisinde muhtemel Sovyet işgaline direniş göstermek maksatlı gizli ve “hükümetlerin üzerinde” örgütlenmelere gidilmişti. Türkiye’dekinin adı; kontrgerilla idi. Bu yapılanma gayri nizami harp yapmak üzere teşkil edilmiştir. Başbakanlığı döneminde Bülent Ecevit’in o dönemdeki adıyla özel harp dairesinin varlığını genelkurmay başkanından öğrendiği rivayet edilir. ÖZAL’ın da kendi döneminde emri dışında yapılanmalardan bahsettiğine dair kamuoyuna yansımış bilgiler vardır. Böyle bir yapılanmada egemenliğin “bila kayd-u şart” millete ait olduğunu iddia etmek abesle iştigaldir.

Ve 1991… Doğu ile Batı arasındaki psikolojik savaşı batı kazanmıştı. Sovyet ekonomik-siyasi sistemi çökmüş, hem nüfuzu altındaki devletler, hem de zorla bir arada tuttuğu Sovyet Cumhuriyetleri bir bir “bağımsız” olmuşlardı ama ilerleyen tarihlerde anlaşılacağı üzere bu bağımsızlık Türkiye’nin 1923’te elde ettiği bağımsızlıktan farklı değildi. En güçlüsü Ukrayna idi ve efelenmesinin bedelini ağır ödedi. Adeta Rusya kafasını kaldıranın kellesini uçuruyordu. Gürcistan, Azerbaycan, Tacikistan vs… Türkmenistan devlet başkanının nasıl yok edildiği kamuoyu gündemini bile meşgul edemedi. Polonya’da devlet erkânını taşıyan uçakta Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin tamamı öldü ama dedikodusu bile zar-zor yapılabildi. Ermenistan bütün politikasını Rusya’ya endekslemiş durumda... Şimdi bu ülkeler ne kadar bağımsızsa Türkiye de o kadar bağımsız o dönemde...

1991’in Türkiye açısından başka anlamları da var. Sovyet tehdidinin kalkması ve görünüşte de olsa burada bulunan Türk Cumhuriyetlerinin “bağımsız” olması, Türkiye’ye tarihi fırsatlar tanıdı ama, misyonu ve vizyonu olmayan dönemin yöneticileri bir-iki kucaklaşma dışında hiçbir şey yapamadı. Çünkü böyle bir durumu öngören hiçbir projeleri yoktu. Olamazdı da… Zira NATO koruması altındaki ve şartlı ve sınırlı kurulmuş bir Türkiye böyle bir plan yapacak insan potansiyelinden de yoksundu. Sivil toplumun sloganı ise geçmişte kalmış hamasetten başka bir şey değildi. Terör, ekonomik bunalımlar, darbe teşebbüsleri, mafya yapılanması alabildiğine derinlik kazanmıştı 90’lı yıllarda... Önce depremle sarsıldık sonra 2001 krizi ile…. Dünya yeniden şekilleniyordu ama Türkiye’nin olaya müdahale edecek ne bir planı ne de mecali vardı. Kriz aslında Türkiye’yi kendisine getirdi…

Devamı bir sonraki yazıya…

 
Etiketler: B.O.P., (II),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Kasım 2019
BÜYÜK YANILGI
11 Kasım 2019
ZUHURAT...
04 Kasım 2019
ÖZGÜRLÜK YA DA HUZUR
21 Ekim 2019
ZOR OYUNU BOZAR MI
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı